SPONSORLARIMIZ

    
          " 2008-09 ANA 
            SPONSORU
 "

  INTELLECT
" E-KYK İÇ YÖNETİM SİSTEMİ
            SPONSORU "

    UKLA
        " 2007-08 BASILI
   MATERYAL SPONSORU "

  Franklin Covey
  " KARİYER KONGRESİ'07
      EĞİTİM SPONSORU "

----------------------------------

   - BİNA SPONSORLARI -

ELEKS ENERJİ

ÇİMSTONE

BTM POLPAN

ESENPEN

        ABS

      IZBETON


GRANİSER

---------------------------------

MESUT ÇİÇEKÇİLİK
      " 2007-08 ÇİÇEK
         SPONSORU " 


--------------------------------

" KARİYER ZİRVESİ'08
      SPONSORLARI "

ANA SPONSOR

AVIVASA
 

EĞİTİM SPONSORU

HRM

KATILIMCI FİRMALAR

JTI

YASAR

 TEKSTILBANK 

UKLA

EDUYORK  
  
DESTEK SPONSORLARI

YAPIKREDI EMEKLILIK

MONSTER TURKIYE

-------------------------------------



Atatürk

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

Sample ImageEşsiz bir lider, efsanevi bir kumandan, büyük bir siyaset adamı ve kudretli bir devrimci olan Mustafa Kemal Atatürk 1881’de Selanik’te doğdu. Mustafa Kemal’in doğumundan önce dünyaya gelen dört kardeşinin küçük yaşlarda ölmesi ve kendisine de aynı gözle bakılması, onun ölümsüzlük duygusu geliştirmesine neden olmuştur. Otuzlu yaşlarda Gelibolu’da bir şarapnel parçasının kalbine saplanmasına rağmen sağ kalması da onun bu duygusunun güçlenmesini sağlamış ve cesur yönünü ortaya çıkarmıştır.

           Mustafa Kemal’in modern, batılı düşünce tarzının ve bu yönde gerçekleştir miş olduğu devrimlerinin temeli, öğrenimine babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’nde başlamasına dayanıyordu. Babasının erken ölümüyle öğrenim hayatına kısa bir süre ara veren Mustafa Kemal, bir dönem dayısının çiftliğinde çalışmış, daha sonra annesinin teşviğiyle okulunu bitirip, Askeri Rüştiye’ye girmiştir. Burada bir öğretmeni tarafından “Kemal” ismi ilave edilen Mustafa, lise öğrenimini tamamladıktan sonra disiplinli yapısı ve bu hayata olan uyumu ile Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuştur.

          O dönemde Osmanlı Devletinde sadece tıp fakültesi ve askeriyede batılı tarzda eğitim veriliyordu. Mustafa Kemal’in de böyle bir dönemde askeri bir okulda öğrenimine devam etmesi, onun modern ve batılı düşünceye sahip olmasında çok büyük bir etkisi olmuştur. Yıllar sonra da gerçekleştirmiş olduğu devrimlerde, onun bu düşünce yapısının yansımaları çok net bir şekilde görülmüştür.

          Akademiyi başarıyla tamamlayan ve ulusuna tam bir sadakatle bağlı olan  Mustafa Kemal, göreve atanmasıyla birlikte orduya katılmış ve Şam’a gönderilmiştir. Çocukluğundan itibaren hayatının her safhasında özgürlük ve bağımsızlığı ayrılmaz bir parçası olarak nitelendiren ve bu yönde sağlam adımlarla ilerleyen Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla birlikte “Vatan ve Hürriyet” adıyla gizli bir dernek kurdu. Bu bağlamda orduda elde ettiği başarılar da onu, düşüncelerini gerçekleştirme yolunda daha da kamçıladı.

         Atalarının yani baba soyunun Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenlerinden olduğunu bir çok kez dile getiren Mustafa Kemal, hayatı boyunca verdiği bağımsızlık savaşında içinde bulunduğu ülkenin insanlarında asla ayrımcılığa izin vermemiştir. Öğrenim hayatında, orduda, kısaca yaşamı boyunca bunu bir ilke olarak benimseyen Mustafa Kemal, Eylül 1907’de üçüncü orduya tayin edildi. Kazandığı başarılarıyla ve görev aldığı orduda sergilediği stratejik planları, fikirleri ve üstün nitelikleriyle dikkatleri üstüne çekti. Bunun sonucu olarak da İstanbul’daki Genel Kurmaya tayin edildi.

         Genel Kurmaya tayininden sonra Mustafa Kemal, ilk ciddi askeri mücadelesini Trablusgarp’ta vermiştir. Özellikle düşman saldırılarını püskürtmedeki başarısının yanında Derne ve Tobruk’ta kazanmış olduğu zaferler, örgütçü kişiliğini ve sonuca hızlı ulaşabilme yeteneğini ortaya çıkarmıştır. Tüm yaşamı boyunca ikiliklerden uzak kalan ve tek bir noktaya ulaşma isteğiyle yanıp tutuşan Mustafa Kemal, askeri hayatta da aynı felsefeye sahip olmuştur. Bu felsefe öylesine güçlüdür ki, Türk gençliğine seslenişlerinden birinde şöyle hitap etmektedir: “hayatta iki şey vardır;galip olmak ya da mağlup olmak..”

         Mustafa Kemal’in Derne ve Tobruk’ta elde etmiş olduğu başarılar devlet içerisinde etkinliğini arttırmıştır. Bu dönemden sonra görev aldığı bütün cephelerde varlığını hissettirmiş ve askerlik sanatının ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa onu uygulamıştır.

         Mustafa Kemal’i dünya sahnesine çıkaran belki de en önemli gelişme Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşına girmesi olmuştur. Başından beri bu savaştan uzak kalmanın daha hayırlı olacağını, her fırsatta devlet büyüklerine dile getiren Mustafa Kemal, Osmanlı’nın savaşa bir oldu bittiyle sonucunda, kendisini uzun yıllar boyunca sürecek bir savaş ortamında bulmuştur.

 

         Çanakkale savaşlarında göstermiş olduğu başarı, onu halk ve asker nezninde daha da kuvvetlendirmiştir. Asker olarak Mustafa Kemal, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi iyi analizci olmasının yanında çok da iyi bir stratejisttir. Arıburnunda kazanmış olduğu zafer, onu  Çanakkale savaşıyla bir arada anılır hale getirmiştir. Hatta bu konuda İngiliz General C. F. Aspinali Oglander yıllar sonra durumu şu şekilde açıklamaktadır:” 25 Nisan 1915’ de kendilerinin Arıburnu civarındaki durumu derhal kavramış olmaları Anzak kolordusunun ilk günde hedefine varamayışının en önemli sebebidir… …9 Ağustos’ta İngiliz kolordusunun ileri harekatını durdurup, kendi yaptığı keşfi takiben Conkbayırı’ndaki İngilizlere parlak bir karşı taarruz yapmıştır. Böylece gazi Çanakkale çarpışmalarının sonucunu tayin etmiştir. Bir tümen komutanının üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir”

         Gerçekten de Çanakkale savaşları sırasında insan üstü diyebileceğimiz bir cesaret örneği sergilemiştir. Mahmut Esat Bozkurt’un hatıralarında da cesaretlerinin ayrıntılarını bulmaktayız. “Arıburnunda düşman saldırıyor,uçaklar bombalar atıyor, lağımlar patlıyor ve dumandan göz gözü görmüyor. Mustafa Kemal askere hücum emrini veriyor ancak siperlerinden çıkmaya kimsenin cesareti yok. O koşullar altında emir vermenin zorluğunu bilen Mustafa Kemal, bandoyu çaldırıyor ve siperinden ateş hattına atlıyor, kurşunlara karşı göğsünü geriyor . Ve askere sesleniyor: düşman kurşunu askeri öldürmez! Kamçımı 3 defa sallayınca hücum edeceğiz, süngü hücumu. Kamçısını 3 defa sallıyor ve Türk ordusu süngü hücumuna geçiyor.” Bu anıyı Mustafa kemal şöyle sona erdiriyor: “Hücumdan sonra geriye düşman ölülerinden başka bir şey kalmamıştı.”

         İşte Mustafa Kemal’i asker olarak başarıya ulaştıran, yaşamı boyunca bitmek tükenmek bilmeyen güven duygusudur. Bu güven, bazı zamanlarda öyle bir boyuta ulaşmıştır ki narsistlik olarak nitelendirilebilirdi. Ancak onu, diğer liderlerden ayıran en büyük özelliği bu noktada devreye giriyor ve onu eşsiz bir konuma getiriyordu. Çünkü o sadece yapabileceklerini söyleyen değil, aynı zamanda uygulayan bir liderdi.

         Mustafa Kemal’in Çanakkale savaşları sırasında göstermiş olduğu şimşek hızındaki karar alma becerisi ve sonuca ulaşma yeteneği, cesaretiyle birlik olunca sadece devlet erkanında ve orduda değil, bilakis dünyada ve halk nezninde büyük saygı görmesine sebep olmuştur. Nitekim buradaki başarılarıyla, dünya tarih sahnesini değiştirebilme kudretine sahip olduğunun ilk ışıltılarını vermiştir.

         Kısa süre içerisinde Mirlivarlığa (tuğgeneral) yükseltilen Mustafa Kemal, yedinci ordu komutanlığı görevinden istifa ederek  Ekim 1917’de İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’da bulunmuş olduğu süre içerisinde Vahdettin’in yaveri olarak Almanya ziyaretine katılmış, saray erkanını yakından tanıma ve olup biteni bizzat görme olanağını yakalamıştır. Bu ziyaret sırasında test uçuşu yapılan alman uçakların bir tanesiyle uçuşa katılmak istemiş, komutanının itirazı üzerine askeri adabı elden bırakmayarak uçuştan vazgeçmiştir. Ne gariptir ki binmek istediği uçak, içerisindeki iki pilotla birlikte havalandıktan kısa bir süre sonra yere çakılmıştır. Bu olay belki de Mustafa Kemal ve Türk ulusu için tarihin döndüğü kavşaklardan sadece biridir.

         İstanbul’a dönüşünde Ulusal bilinci oluşturabilmek için çalışmalarını yoğunlaştırmış, hatta arkadaşı Fethi Beyin (Okyar) Minber gazetesinde takma isimlerle köşe yazıları yazmaya başlamıştır. İngiltere ve padişah aleyhinde yazılan bu yazılar hemen halifenin dikkatini çekmiş ve İngilizleri hoş tutmak amacıyla İstanbul’dan uzaklaştırılması istenmiştir. Bunun için de en uygun bahane olarak Mustafa Kemal’e, o zamanlar samsun dolaylarında yerli halkın Pontus Rumlarına yapmış olduğu baskıları denetlemek üzere İngilizlerin talep etmiş olduğu 9. ordu müfettişliği görevi verilmiştir. İstanbul’a geldiği ilk günden beri Anadolu’ya geçmenin çarelerini arayan Mustafa Kemal, bu görevi hemen kabul etmiştir.

         13 Kasım 1918, İtilaf devletleri donanmalarının İstanbul’a giriş günlerine gelmektedir. Mustafa Kemal, itilaf donanmasına bağlı gemilerin İstanbul’a girmesi üzerine yanındakilere: “geldikleri gibi giderler diyerek” bağımsızlığa olan inancını yinelemiştir.

         İzmir’in işgali tüm yurtta olduğu gibi İstanbul’da da halk arasında büyük bir tepki uyandırmıştır. Hatta tarihi Sultanahmet mitingi bu şaşkınlığa eklenen nefret ve isyanın bir sonucudur. Bu ortam içerisinde 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 günü fırtınalı bir havada limana ayak basmıştır.

         Her zaman planlı hareket eden ve tehditleri lehine çevirmeyi başaran Mustafa Kemal, kendisini İstanbul’dan uzaklaştırıp kurtarmak isteyenlerin karşısına daha büyük bir tehlike olarak çıkmıştır. Geniş yetkiler almasında dönemin Genelkurmay ikinci başkanı olan  Kazım Karabekir’in katkılarının bulunmuş olması, Samsun’a ayak basmadan çok önce yapacaklarını planladığı, sadece uygun ortam ve zamanı beklediğinin bir göstergesidir. Ayrıca 9. ordu müfettişliği görevinin kendisine çok büyük bir hareket alanı yaratmasına rağmen, ulusal mücadeleyi böyle bir ünvanla sürdürmek yerine istifa etmesi ve ulusal bilinci uyandırmak üzere Amasya genelgesini yayınlayıp, ardından Erzurum ve Sivas kongreleri gibi kongreler tertip etmesi, savaşının sadece dış tehditlere yönelik olmadığının belirtisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

         Başkan seçildiği Erzurum ve Sivas kongrelerinde, “tam bağımsızlık”, “ulusal sınırlar içerisinde vatanın bütünlüğü” ve “ulusal irade” kavramlarına çok sık yer veren Mustafa Kemal, bu ilkeleri birkaç yıl sonra kurulacak genç Cumhuriyetin temel ilkeleri haline getirmiştir.

         Sivas kongresinden bir süre sonra  heyeti temsiliye ile Ankara’ya gelmiş ve 16 mart 1920 tarihinde İstanbul’un resmen işgali üzerine burada bir millet meclisi toplama girişimlerine başlamıştır. Bu girişimler, 23 Nisan 1920 tarihinde 1. TBMM’nin toplanmasıyla sonuçlanmış ve 24 nisan 1920’de Meclis Başkanlığına seçilmiştir. Ulusal kurtuluşu halk iradesiyle birlikte yürütmek istemesi, onun halka rağmen halk için düşüncesiyle hareket etmediğinin, bilakis halk için halkla beraber mantığını taşıdığını kanıtlamaktadır. Hakkında çıkartılan ölüm cezası ve fetvalar bile onu yolundan döndürmeye yetmemiştir. O, ezilen bir ulusun ferdi olarak ulusuna güvenmiş ve bir ulus hangi şartlar altında bulunursa bulunsun neler yaratılabileceğinin gerçek hayata uygulanışını gözler önüne sermiştir.

         TBMM’nin kurulmasıyla askeri hayatta göstermiş olduğu üstün başarıyı siyasi arenada da sergilemekte gecikmemiştir. Tanrı vergisi sahip olduğu keskin bakışlar ve otorite, yılların birikimi bilgi ve tecrübe ve nihayetinde “eşine az rastlanır bir deha yok oldu” denilen bir ulusu tekrar dünya sahnesine eskisinden daha da güçlü bir halde çıkarmıştır.

         Önceliklerini doğru belirleyen Mustafa Kemal, ilk iş olarak ülkedeki işgali sona erdirmeyi hedeflemiştir. Mustafa Kemal’e göre mevcut durumu değiştirmenin tek yolu, düzenli ordu birliklerinin kurulması olmuştur. Meclis içerisinde milislerden yana olanlar bulunmuşsa da mecliste yapılan tartışmalar sonucunda Mustafa Kemal’in fikri uygun bulunmuş ve Mustafa Kemal TBMM tarafından başkomutanlığa yükseltilmiştir

         Bu sırada Sevr anlaşmasını Türk milletine ancak zorla kabul ettirebileceklerini düşünen İtilaf Devletleri, Yunan kuvvetlerini saldırıya geçirmişlerdir. O sırada asi Ethem ve adamlarıyla uğraşan Türk ordusunun zaaflarından yararlanmak istemişlerse de başarılı olamamışlar ve 1. İnönü savaşını kaybetmişlerdir. Bu savaş sonucunda TBMM, Osmanlı Mebusan meclisiyle beraber Londra konferansına barış için çağrılmış ancak TBMM’nin istekleri yerine getirilmemiş ve konferans dağıtılmıştır.

         Londra konferansı sonrasında tekrar saldırıya geçen Yunan kuvvetleri yine başarısız olmuşlar, nihayetinde Yunanistan’ın kesin bir başarı yakalayamamış olması ülke içinde siyasal buhrana yol açmıştır. Bu sırada Mustafa Kemal ve TBMM, SSCB ile yaptığı Moskova anlaşması ile uluslararası arenadaki  konumunu daha da güçlü bir hale getirmiştir.

         Kesin bir zafer sağlamaya çalışan Mustafa Kemal, Türk ordusunu yeterince güçlendirinceye kadar büyük bir taarruz başlatmayı uygun bulmamıştır. Bu amaçla, dünyada eşine bir daha rastlanmamış olan, halktan çeşitli araç gereç toplamayı öngören, Tekalif-i Milliye emirlerini uygulamaya koymuştur. Türk halkının eşi benzeri görülmeyen bu fedakarlığı sonrasında çıplak olan asker giydirilmiş, SSCB ile yapılan anlaşmalar neticesinde Yunan kuvvetleriyle az çok denk hale gelinmiştir.

         Trikopis komutasındaki Yunan ordusu, mutlak bir zafer için yeniden saldırıya geçmiştir. Sakarya’nın doğusuna çekilmiş olan Türk ordusu tarihi emrini Mustafa Kemal’den almıştır: “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır”. 22 gün 21 gece aralıksız devam eden bu savaş sırasında Mustafa Kemal sıkı gece yürüyüşleriyle topladığı birliklerle karşı saldırıya geçmiş ve o zamana kadar savunma savaşı yapmış olan Türk ordusu yeniden hücuma geçmiştir.

         Kesin zaferi kazanmayı ve bu duruma bir son vermeyi isteyen Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile birlikte hazırladıkları kurt kapanı planının son teferruatlarını gözden geçirmişlerdir. 26 Ağustos sabahı yoğun bir topçu ateşiyle başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 30 Ağustos günü Dumlupınar’da zaferle sonuçlandı. Girişilen büyük taarruzdan İtilaf Devletlerinin haberi olmaması için savaş, basit bir harekat olarak telgraflarda gösteriliyor, İtilaf Devletlerinden gelen barış çağrıları reddediliyordu. Nihayetinde 9 eylül gününe kadar bütün batı Anadolu toprakları, Yunan kuvvetlerinden temizlenmiş ve 3 yıl kadar süren İzmir’in işgali son bulmuştur.

         Savaş meydanında kazanılmış olan mutlak bir zaferi, siyasi alanda da göstermek isteyen Mustafa Kemal, Mondros mütarekelerinden  sonra Lozan anlaşması için TBMM üyelerinden seçilen heyetin başına özellikle İsmet İnönü’nün getirilmesini desteklemiştir. Çünkü İsmet Paşa karakter olarak kolay pes edecek ve istediklerini almadan masadan kalkacak biri değildir. Nitekim Lozan konferansı iki defa dağılmasına rağmen Mustafa Kemal’in ve Türk halkının istekleri doğrultusunda sonuçlanmıştır. Sevr anlaşması ile Lozan anlaşması karşılaştırıldığında, Mustafa Kemal’in büyük hedefleri, birkaç yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirdiği ispatlanmıştır.

         Gerçekten de Mustafa Kemal, çok ince bir hedef belirleme yeteneğinin yanında, bu hedeflere adım adım ulaşabilme maharetini de sergilemiştir. Bu başarısındaki en önemli etken, onun hayal ettiklerini pratik yaşamda görme arzusudur. Bu konudaki şu sözleri dikkate değerdir: “insan, çalıştığı işi eli altında veya kafasının içindeki eserinin büyümekte ve yükselmekte olduğunu gördüğü zaman ne büyük zevk duyar…”

         Mustafa Kemal’in en büyük sevgisi şüphesiz ki halkına ve vatanına duymuş olduğu sevgidir. Bu sevgi o kadar yücedir ki, bir insanı cepheden cepheye götürmekle kalmayıp onu, bir çocuğun oyuncağını sahiplenir gibi sahiplenmesi noktasına kadar getirmiştir. O Türkiye’yi kendi oyuncağı olarak görmüş ve en sevdiği bu oyuncak için tüm varlığını feda etmiştir. Oyuncağına vermiş olduğu en büyük ödül, tam bağımsız bir Cumhuriyetin 29 Ekim 1923 tarihinde ilanı  olmuştur.

         Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Mustafa Kemal; çağdaş, modern bir yapı yaratmak, eğitimli, bilinçli bir toplum oluşturmak adına birçok alanda devrimler gerçekleştirmiştir.

 İlk olarak 3 Mart 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu yani eğitim ve öğretimin birleştirilmesi yasasını uygulamıştır. Bu kanunla medrese-okul çelişkisine son verilmiş, milli kültür birliğine yönelinmiş, eğitim laikleştirilmiş ve boş inançlara dayalı sistem yok edilmiştir. Bütün okullar, öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Din işleri ve Vakıflar Bakanlığı’nın eğitim kurumlarındaki yetkileri kaldırılmıştır.

26 Aralık 1925’te batı ülkeleriyle saatte birlik sağlanmıştır. Gene aynı tarihte hicri takvimin yerine miladi takvimin kullanılması kabul görmüştür. Bu devrimlerle batıya ayak uydurma düşüncesi kısmen de olsa uygulanmıştır.

1925 Ağustos’unda şapka devrimi yapılmıştır. Önceden kullanılan feslerin yerini modern görünümlü şapkalar almıştır. Mustafa Kemal, şapkayı halka tanıtmak için Kastamonu’ya gezi düzenliyor. İlk defa orada tanıtacağı şapkayı giyiyor. Halk ise hiç yadırgamadan, alkışlarla beraber kabul ediyor. Bu da Mustafa Kemal’in halk üzerindeki etkisini, inandırıcılık yeteneğini açıkça ortaya koyuyor.

17 Şubat 1926 tarihinde İsviçre’nin medeni kanunu, Türkiye koşullarına uydurularak kabul edilmiştir. Bu kanunla temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmıştır. Laiklik ilkesinin gerektirdiği gibi dinsel konularda tarafsızlık ilkesi yer almaktadır.

Mustafa Kemal, kadınlara, kadın haklarının gerekliliğine çok önem vermekteydi. Kadınlar için söylediği şu sözleri bunu çok açık olarak vurgulamaktadır:

Bir toplum, bir ulus, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Kaabil midir ki, bir kütlenin bir parçasını ilerletelim diğerini öylesine bırakalım da kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?

İşte tüm bunları gözeterek kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiştir.

1 Kasım 1928’de Arap harflerinin yerini Türk harfleri almıştır. Arap alfabesi, yazılması ve okunması çok güç olan harflerden oluşmaktaydı. Yeni harflerin araştırılması için bir komisyon oluşturulmuştur. Harfler uzun uzun tartışılmış ve sonunda Latin alfabesi kabul edilmiştir. Üç ay gibi kısa bir sürede ise uygulamaya geçmiştir. Bu da çelişik, birbirine zıt ikili yapılar içinde zaman harcamayı sevmeyen Mustafa Kemal için şaşırtıcı olmasa gerek.

12 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu kurulmuştur. Bunun amacı dünya kamuoyuna, Türk tarihinin yalnızca Osmanlı’dan ibaret olmadığını, çok daha eski uluslara dayandığını duyurmaktı. Böylelikle tarihimiz yanlış yorumlanmayacaktı. Mustafa Kemal şöyle söylemiştir:

Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak mahiyet alır”.

Tarih anlayışında olduğu gibi, milli kültürümüzün temeli olan dilde de millileşmek zorunluydu. Bunun için 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Mustafa Kemal, dildeki bağımsızlığı, siyasi bağımsızlığın bir parçası olarak görmekteydi.

1934 Haziran’ında soyadı kanunu kabul edilmiştir.İlk olarak, TBMM tarafından Mustafa Kemal’e “ATATÜRK” soyadı verilmiştir.

Bütün bu devrimlerle devlet ve toplum yapısındaki aksayan yönler giderilmeye çalışılmış, toplumun ihtiyacına cevap verebilecek yeni kurumlar oluşturulmuştur. Geçerliliğini yitirmiş, köhnemiş ilkelere dayanan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumlar getirilmiştir. Bu da inkılapçılık ilkesinin gerekleridir.

Anayasamızdan “devletin dini İslam’dır” maddesi çıkarılarak dinin kurumlar ve kişiler üzerindeki olumsuz etkisi giderilmeye çalışılmıştır. Laiklik ilkesinin gerektirdiği gibi insanlar inanç ve ibadetlerinde özgürlerdir. Yapılan devrimler dine değil, akla ve bilime dayandırılmıştır.

Demokrasinin hakim olduğu, millet egemenliğine dayalı Cumhuriyet rejimiyle yönetilen halk dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetmeksizin kanunlar önünde eşittir. Atatürk’ün halkçılık anlayışında devlet halk için vardır, halk için çalışır. Onun bu halkçılık anlayışında gittiği okullarda okutulan, Fransız İhtilali’ne dair kitapların etkisi vardır.

         O dönemde gerekli sermaye birikimi olmayan bir ülkede, zaruri ihtiyaçların giderilmesi için devletçilik ilkesi vazgeçilmez bir unsur halini almıştır.

Milliyetçilik anlayışına göre, bireyler kendi çıkarlarından önce ulusun çıkarlarını gözetmelidirler. Kendini Türk hisseden herkes Türk’tür. Irkçılık kabul edilemez. Atatürk milliyetçiliği, birleştirici, bütünleştirici ve kaynaştırıcıdır. Günümüzde çağdaş ve modern devlet, toplum yapılarının benimsediği, kültür milliyetçiliğidir. Atatürk, kendi milliyetçiliğini bencil ve mağrur olmayan bir milliyetçilik olarak tanımlamaktadır. Gazi’nin milliyetçiliğinde ırk unsuru yoktur, yurt unsuru vardır. Yani Türk yurdu içinde yaşayan, “Ne mutlu Türk’üm”diyen herkesi milliyetçi olarak kabul eder.

Görüldüğü gibi az zamanda çok büyük işlere imzasını atmıştır. Türk ulusunun kaderini belirlemek adına çıktığı yolda hep inanarak hep pozitif bakarak yürümüştür. Adımlarını kararlı, kendinden emin bir şekilde atmıştır. Yoğun bir tempoyla,  tükenmek bilmeyen bir enerjiyle hep daha iyisini yapmayı hedeflemiştir. Ancak bir süre sonra bedeni bu yoğun ve çetrefilli iş yaşamını kaldıramaz hale gelmişti. İflas eden bedeni beynini de taşıyamıyordu. Bunun için çok fazla alkol alıyordu. Tüm bunların neticesinde 10 Kasım 1938 günü saat 09.05’te sevenlerinin arasından çok üzücü bir şekilde ayrılmıştır.       

        

ANILARLA ATATÜRK
 

Türk Devrimi’ni yaratan insanı; Türk Devrimi’ni O’ndan sonra yaşatacak insanlara anlatabilmek adına, kuşkusuz ki çok şey söylenmiştir. İster yakın arkadaşları olsun, ister çayırda karşılaştığı küçük yaştaki bir çoban; Atatürk’le paylaşılanları, farklı tarzlarla, farklı konular üzerinden aktarmışlardır. Ama bu farklar birleşip; öyle bir gerçeği oluşturmuşlardır ki: Atatürk, kendini bu ülke ve milletine adamış bir liderdir. Zaman zaman yalnız kalması, bu gerçeği değiştirmemiş; aksine, daha büyük  bir istekle hedeflerine sarılmıştır. O’nun bu inancını görenler de, içinde bulundukları karamsar ruh halinden sıyrılıp; hedeflere giden yolda, O’nun yanında olmuşlardır. 23 Nisan 1920 günü, mecliste yaşanan olay da bunu destekler niteliktedir. Memleketin çeşitli yerlerinden gelen bazı milletvekilleri; yoksul Ankara’yı görünce, memleketlerine geri dönmek istemişlerdir. M. Kemal’in ise tek verdiği cevap, gerekirse vatanı tek başına müdafaa edecek olduğu olmuştur. Gözyaşlarını tutamayan milletvekilleri; sahip olmadıklarının yanında, M. Kemal gibi bir lidere sahip olduklarını fark etmişlerdir.

Gerekirse tek başına da olsa savaşacağını söyleyen M. Kemal;  böyle bir başarının milletsiz gerçekleşemeyeceğinin de bilincindeydi. Peki, neydi  savaş zamanı, bir askeri, “Ordudan terhis edildim, evime giren düşmanı neyle öldüreceğim?” diye ağlatan; Çankaya Köşkü’nde, çağırılan bir Mehmetçik’in, kafasına bir kurşun sıkacak kadar Ata’sından emin olmasını sağlayan güç? O’nun kendini bir milletin bağımsızlığına feda ettiği gibi; bir millet de oğullarını, erlerini, kadınlarını, O’nun gösterdiği yolda feda ediyordu. Bağımsızlık için uğraşan ve Atatürk’ten yardım isteyen Mısır liderine verdiği: “Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o vakit gelip beni arasınız.” Cevabı gözden çıkarılanların kıymetini bildiğindendir. Yetmişlik Hacer Nine; üç torununu da savaşta kaybetti diye ağlarken, Sakarya Savaşı’nın kazanıldığını duyunca gülmeye başlamıştır. Bu olaydan sonra da ne zaman bunalsa, meclis çıkışına gidip; M. Kemal’in mavi gözlerine bakmayı alışkanlık haline getirmiştir. Çünkü o gözlerde yakaladığı ferahlık; yüreğindeki yangını dindirmeye yetmektedir. Ve M. Kemal biliyordu ki; Hacer Nine gibi tüm analar, O’nu kendi evlatları bellemişlerdi.

İşte böyle bir sorumluluktu M. Kemal’in üzerine tereddüt etmeden aldığı. Belki kendi sahip olduğu değerin de farkındaydı. O; komadan birkaç gün önce çıkmış olmasına rağmen, başlayacağını sezdiği 2. Dünya Savaşı’nda izlenmesi gereken yollarla ilgili etrafına fikir vermeye çalışan, Türk anavatanının Rus işgalinden kurtulacağını bildiği için tüm Türklerin kullanabileceği dilin oluşturulmasını isteyen bir liderdi. Başarısının sırrını soran  yabancı bir yazara; “Ben herhangi bir işe giriştiğim zaman karşımdakinin ne yapabildiğini ve en kötü ihtimalleri düşünürüm. Ona göre tedbirlerimi alarak hareket ederim.” derken, içindeki gücün farkındaydı.

Atatürk’ün çevresindekileri şaşırtan bir diğer özelliği de sahip olduğu bilgi birikimiydi. Bir İznik gezisinde eski İznik’i çevreleyen surların kaç kapısı olduğunu sorduğunda; kendine güvenen bir İznikli’den  üç cevabını almış ancak kendisi dört olduğunu ifade etmişti. Bahsettiği 4. kapı, kazı yapan işçiler tarafından yıllar sonra bulunmuştur. Ayrıca Japon veliahdıyla Japon mitolojisinden  Japon edebiyatına kadar konuşabilecek kapasitede bir insandı.

Atatürk’ün hazırcevaplılığı da birçok anıda söz edilen bir konudur. İlk Mecliste alaycı bir tavırla laikliği sorgulayan vatandaşa “Adam olmaktır.” ; en büyük eserini soran bir kişiye de “Siz bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsediniz.” yanıtlarını verebilmesini sağlayan da onun bu özelliğidir. Ama başından kendinin de “cevap veremediğim tek hadise” olarak söz ettiği bir olay da geçmiştir. Mersin’e yaptığı ziyarette tüm büyük binaların yabancılara ait olduğunu öğrenince sinirlenen ve çevresindeki vatandaşlara “Ya siz neredeydiniz?” diye soran Atatürk bir köylünün verdiği cevabı unutamamıştır: “Sizin yanınızdaydık Paşam.”

 Daha önceden denenmiş ama başarılı olunamamış reformların Atatürk tarafından gerçekleştirilmiş olması; O’nun kararlı yapısının bir göstergesidir. O, yeniyi eskiye katmanın reform olmadığını görmüştür; yeniyi kısa zamanda  yaratmaya çalışmıştır ve sonuç başarılı olmuştur.  Yeni Türk Alfabesinin oluşumunda “5 yıl gerekiyor” denilmesinin ardından değişimin 3 ay içinde olması gerektiğini savunmuştur ve yeni alfabe bu kadar kısa sürede kullanılabilir hale gelmiştir. Reformları halkla beraber yaşaması da halk üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Çünkü O, kendi dediği üzere de devrimin genelgeyle gerçekleştirilemeyeceğinin farkındaydı. Tüm hayatı boyunca halkla beraber yaşamıştır. Kendine yöneltilen hiçbir övgüyü kabul etmemesi; yalnızca “Atatürk bizden biridir.” diye bahsedilmesini istemesi de bu nedenledir. Türk halkının aklına ve sadakatine her şeyden çok güvenmiştir ve kendi övündüğü tek şey de Türklük olmuştur. İngiliz Kralı VIII. Edward’a İstanbul’da verilen ziyafette hizmet eden bir Türk garsonun düşmesi üzerine; Atatürk’ün verdiği :” Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim.” yanıtı, O’nun  zekiliğini ve hazırcevaplılığını gösterdiği gibi Türk Milletinin O’nun gözündeki yerini de ifade eder.

Tüm bu özelliklerini yanında Atatürk’ün asker yönünün de ne denli başarılı olduğu gözardı edilemeyecek bir gerçektir. O’nun başarısı, sadece uyguladığı hedef ve stratejilerden ileri gelmez. O, aynı zamanda askeriyle omuz omuza savaşmış bir komutandır. Bu özelliği düşman askerlerini bile şaşırtmış; O’na duyulan  saygıyı  perçinlemiştir. Mussolini’nin  bazı iddialarını söyleme  cesaretinde bulunan gazeteciyle konuşmasına, askeri elbiselerini giyip devam etmesi içinde bulunduğu  formaya olan güvenini bizlere yansıtmaktadır.

Atatürk her türlü ayrım ve ayrıcalıktan nefret ederdi. Trene bilet almadan binmek isteyen milletvekillerine kızması; “işe alın” dediği gencin işe alınmadığını duyunca, “İşte Cumhuriyet’ten beklediğimiz netice!” diyerek sevinmesi; kadınla erkeğin aynı yerde oturmasına bile karşı olan insanlara rağmen, bir de onların karışık oturmalarını istemesi;  Atatürk’ün  halkçılık, eşitlik gibi ilkeleri ne kadar benimsediğinin ve halka benimsetmeye çalışmasının göstergesidir.

Diğer yandan Atatürk halka adaleti öğretmeye ve onları adalete inandırmaya çalışmıştır. Kendisinin canına kıymak için kurulan düzenin ortaya çıkmasından sonra,  yargıç kararını verene kadar hiçbir şey söylememiş ve yeterli kanıt  bulunamadığı gerekçesiyle aklanan kişinin ardından da  adaletin verdiği karara saygı duymuştur. Bir köylünün, kendisine küfrettiği gerekçesiyle mahkemeye verilmesine engel olmuştur. Kendini köylünün yerine koyup; ona hak verecek kadar hoşgörülü bir insan olduğunu  göstermiştir. Aynı hoşgörüyü, başka bir olayda da görmek mümkündür. İstanbul’da yenilen bir yemekte, ciddi konular konuşulmaktadır ve herkes konuşulanları büyük bir ciddiyetle takip etmektedir. Bu sırada bir adam elindeki bardağı yere düşürür ve tüm dikkat adama yönelir. Adam ne yapacağını bilemez, utanır. İmdada  Atatürk yetişir ve O da elindeki bardağı yere atar. Bu hareketi herkes tarafından uzun uzun alkışlanır.

Anılarda bahsedildiği üzere M. Kemal Atatürk böyle bir liderdir. Ve hayatı boyunca  bu sıfatı kimseye kaptırmamıştır. Türk Ulusu da başka hiçbir kişiyi “Atam” diye sahiplenmemiştir.

        

KİTAP VE ŞİİRLERİYLE ATATÜRK

 

Atatürk’ün  küçük yaşlardan beri kitaba olan ilgisi herkes tarafından bilinmektedir. Yetiştiği çevre ve içinde bulunduğu sosyal hayatın O’nu okumaya  yönlendirdiği söylenebilir ama  kitaplarla olan yakın ilişkisinde en büyük pay kitaba olan sevgisine aittir. Çok geniş bir kütüphaneye sahip olan Atatürk; okuduğu gerek yerli gerekse yabancı kitaplar sayesinde çağının çok ötesinde bir bilgi birikimine sahipti. Bu özelliği; O’nun, hayatının her döneminde çevresindeki insanlardan sıyrılabilmesine sebep olmuştur.

Atatürk’ün yayınlanmış 11 kitabı vardır ve bunlardan 2si çeviridir. Bunlar; Nutuk, Bölüğün Muharebe Eğitimi, Cumalı Ordugahı, Takımın muharebe Eğitimi , Taktik ve Tatbikat Gezisi, Geometri, Medeni Bilgiler, Arıburun Muharebeleri Raporu, Atatürk'ün Hatıra Defteri, Mustafa Kemal Atatürk'ün Karlasbad Hatıraları, Zabıt ve Kumandan İle Hasbıhal, Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler’dir.

Geometri ve Nutuk haricindeki kitaplar askeri konularda yazılmış kitaplardır. Atatürk bu eserleri oluştururken anılarından da yararlanmıştır. Hatta Cumalı Ordugahı; 10 gün süren bir tatbikattaki gözlemlerinden oluşmuştur. Bölüğün Muharebe Eğitimi ve Takımın Muharebe Eğitimi ; M. Kemal tarafından, Almanca aslından Osmanlıca’ya çevrilmiştir.

Nutuk ise, Türk Milletini savaşa sürükleyen nedenlerden, gerçekleştirilen devrime kadar yaşanılan süreci  birinci ağızdan anlatması itibariyle, çok değerli bir kaynak teşkil eder. Bu kitap CHP’nin 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Ankara’daki 2. Kurultayında okunan ve 6 gün süren bir hitabeye dayanmaktadır. Nutuk; M. Kemal’in yaşadığı tecrübeleri iletmesi açısından bir ulusun geçmişini yansıttığı gibi, geleceğine de aydınlatmaya yönelik bir eserdir.

Atatürk’ün şiirle de arası bayağı iyiydi. Şiir dinlemekten hoşlanırdı. Hatta kendi kaleme aldığı şiirler de mevcuttur. Bu şiirler aslında O’nun pek de bilmediğimiz iç dünyasına açılan  birer pencere niteliğindedir.

        

DÜNYA GÖZÜYLE ATATÜRK
 

Atatürk hakkında ölümünden önce ve sonra birçok yabancı devlet adamı ve yabancı basın tarafından övgü dolu birçok söz söylenmiş ve yabancı gazete ve dergilerde de birçok makale yayınlanmıştır. Gerçekten de Atatürk sadece Türkiye sınırları içinde kalmamış, görüş ve düşünceleriyle bütün toplumlara ve bütün ezilmişlere yol göstermiştir. Bunun nedeni de fikir ve görüşlerini bir diktatör gibi değil, bir arkadaş, bir baba, bir vatandaş olarak Türk ve dünya
halkına kabul ettirmesidir. Zorla değil, her şeyin gerçeklerini
ortaya koyarak, kendi halkına açıklamasıdır.

 

O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle,
bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı
bir sahne seyrettirmektedir.
Herbert MELZIG

 

İnsanlığın bütün belirtileri O’nda kendini hemen gösteriyor.

Noelle Gazetesi

 

 

Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.

Fransa Cumhurbaşkanı Albert LEBRUN

 

 

Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması' nın imzalanması
nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla,
Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının
Mecliste verdiği cevap:
Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman
Mustafa Kemal ve O' nun tüm askerleri burada olsalardı teker
teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir
antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.
Fransız Başbakanı BRIAND, 1921

 

 

Paşa size nasıl hayran olmayayım? Ben Fransa’da laik bir hükümet kurmuştum. Bu hükümeti Papa’nın Paris’teki temsilcisinin yardımı ile papazlar devirdi. Sizse bir Halife’yi kovdunuz ve gerçek anlamıyla laik bir devlet kurdunuz. Siz, bu taassup içinde laikliği bu topluma nasıl kabul ettirdiniz? Dehanızın büyük eseri laik bir Türkiye yaratmak olmuştur.
Fransa Başbakanı Edouard HERRIOT, 1933

 

 

Bu devrim, olağanüstü bir kişinin, Mustafa Kemal'in eseridir. Beş yıl çevresinde yaşadım ve dostluğuna kavuştum. Dikkat ederdim, Atatürk bazen neşeli, konuşkan, coşkun ve daima istek ve düşüncelerinde önlemli görünürdü. Huzuruna girdiğim zaman, Atatürk ayakta duruyordu. Pek güzel giyinmişti. Söylevimi verdim. Başkan ezberden konuştuğumu görünce elindeki kağıdı bıraktı ve doğaçlama olarak Türkçe karşılık verdi. Kişiliği çekici, büyüleyiciydi. Çevresini aşarak uzaklara dalan gözleri, karşısındakine çevirdiği anda tatlılaşıyordu. Sarı saçlarla çerçeveli azimli bir alın yüzüne egemendi. Çöllerin ateşinden ve yüksek tepelerin buzlarından yılmaz, kaslı, sağlam bir gövdesi, her sorumluluğu taşıyabilecek geniş omuzları vardı.

Fransız Büyükelçisi Kont De CHAMBRUN

 

 

Türk Ulusu sonradan Mustafa Kemal Paşa'ya Atatürk adını verdi. Bence bu, ayağına kadar gelen; Osmanlı tahtı yerine, ulusunun gönlündeki tahtı üstün tutan bir öndere o ulusun gösterebileceği en yerinde şükran ifadesidir.

Fransız Büyükelçisi Kont De CHAMBRUN

 

 

Kemalizm, hızlı gelişme yolunu keşfetti ve ispat etti ki, yalnız bir kuşakta disiplinli bir eğitim ile halkçı büyük bir uygarlık geliştirilebilir. Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Kemalizm, yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.

Fransız Yazar Gerard TONGAS, 1937

 

 

Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.

L'Illustration, Fransa

 

 

Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye' ye
bakılarak bu günden ölçülebilir.
Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle
birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu
dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir
ruh aşılamıştır.
Illustrierte Dergisi

 

 

İşte Mustafa Kemal karşımda duruyor. Kendimi kaptırmaktan alamadığım bir heyecanla O'na bakıyorum. Görünüş bir kere daha aldatmıyor insanı. İşçi yaptığı işe benziyor. Uzun ve sert bir yüz, düşünceyi belirten derin çizgilerin yer ettiği geniş bir alın, enerji dolu bir çene, iki buzul gibi mavi gözler. İşte göze çarpan ilk şeyler bunlar. Aşırı derece bir soğukkanlılık, hiçbir gücün bükemediği bir irade ve bıkmak, usanmak nedir bilmeyen bir dikkat ve düşünme yeteneği. İşte size son derece hareketsiz olduğu için adeta göz kamaştıran yüzün açığa vurduğu özellikler.

Fransız Romancı - Diplomat Claude FARRER

 

 

Tarihte büyük bir diplomatın ya da ünlü bir komutanın yaşamını okuduğumuzda onun yüzünü, sözünü, bakışlarını hayal etmekten zevk duyar ve kendi kendimize: "O'nu görsek ve tanısak ne iyi olurdu." deriz. Bugün Türkiye'nin yazgısını yöneten büyük diplomat, büyük asker ve büyük inkılâpçı Kemal Atatürk'ün heyecanlı yaşamını yıllar geçtikten sonra hayranlıkla öğrendikleri zaman, hiç kuşkusuz çocuklarımız da böyle düşüneceklerdir. Ateşli bir inkılâpçı olduğu için haftalarca Sultanların zindanlarında yatan, komutanlık yaptığı zaman galip gelerek ülkesine bağımsızlığını kazandıran, Devlet Başkanı olarak Cumhuriyet'i ilan edip kurumlandıran Atatürk'ün yaşamı elbette ki heyecanlıdır. Ancak Kemal Atatürk'ün kişiliğinin bir yönünü göstermek bakımından bir noktayı anımsatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu. “Görüyorsunuz ya.”, dedi. “Pek çok zaferler kazandım. Ancak bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir üzüntü duyuyorum." Cesaret ve zekasından başka yüreği de bu kadar yüce olan böyle bir önderin, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?

George BENNES, Vu Gazetesi , Paris, 1938

 

 

Yüzyıllardan beri zorbaların boyunduruğu altında uyuklayan yaşlı Türkiye, O'nun çabalarıyla uyandı ve gözleri inkılâpların ışığıyla kamaştı.

Gazeteci Jean LAUBESPİN

 

 

Asırları asan adam !..
 Paris Basını, Fransa

 

 

Var olan rütbelerin tümünü kaldırdığı bir ülkede, bu adam, bütün rütbeleri kazanmıştır. O ülkede, bulabilecek en onurlu ad O'na verilmiştir.

Gazeteci Mercel SAUVAGE

 

 

Aniden fosfor olarak ışıldayan ve yine birdenbire kendi içine dönen gizemli bakışları vardı. Güçlü kişiliği, her şeyi kavrayışındaki hızla, el hareketleriyle kendini belli ediyor. Çok berrak olan sesi tartışışı sırasında çelik gibi çınlıyordu. Mustafa Kemal gerçekten genç, temiz, candan inanmış, ulusunu yönetmek için yaratılmış bir kişidir.

Gazeteci Mme. B.G. GUALİS

 

 

Atatürk'ün kendine özgü dâhiliğinin asıl belirdiği nokta, ulusunun canlılık ve çalışmalarını tehlike geçtikten sonra da görmesi, yapıcılık, zevkini sürdürmesi ve bu yeni görevlerin her birine, karşı konulmaz bir çekicilik verilebilmesidir. Bunun mantıkla açıklanmasına olanak yoktur; bu O'nun kişisel sırrıdır.

Maurice Pernot Gazetesi

 

 

Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık
evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet
adamları; O' nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri
dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş
felaketinin içine sürüklemişlerdir.
Sanerwin Gazetesi

 

 

Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış
olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir.
Kendisi için, bugünkü Avrupa' nın en güçlü Devlet Adamıdır
diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en
cesur ve orijinalidir.
 Yazar Herbert SİDEABOTHAM

 

Atatürk’ün Türk Dili Devrimini gerçekleştirmesi ve dinle siyaseti birbirinden ayırarak Türk toplumunun modernleşmesini sağlamak yolundaki çabalarına karşı büyük bir hayranlık duymaktayız.

Japonya Başbakanı Hayato İKEDA
 

 

Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet
adamı olarak daha büyük.
Japon Times

 

 

Büyük bir asker, dahi bir devlet adamı ve tarihsel kişiliğe sahip biri yitirilmiştir.

Adolf HİTLER
 

O, kişisel kazanç ile ün peşinde koşan bir diktatör değil gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.

Profesör Walter L.WRIHT Jr

 

 

Mustafa Kemal'i yüksek komutanların çoğuna üstün kılan nitelik, ölümü küçümsemek ve yiğitlik göstermek bakımından süerlerine (askerlerine) en büyük örnek olmasıdır.

Tarih Profesörü Herbert MELZIG

 

 

Beyaz Saray'daki görevim tamamlanınca ilk yapmak istediğim şey, zamanımızın bu en dikkate değer şahsiyetini ülkesinde ziyaret etmekti. Kader buna izin vermedi. Bu çapta insanlar dünyaya sık gelmezler.
ABD Başkanı Franklin ROOSEVELT

 

 

Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntümse bu adamla tanışmak konusundaki şiddetli isteğimin gerçekleşmesine artık olanak kalmamış olmasıdır.

ABD Başkanı Franklin ROOSEVELT

 

 

Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihî başarılarını, Türk Ulusu'na ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk'ün ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir ulusun kendisine olan güvenini daha başarıyla belirten bir başka örnek gösterilemez.
 ABD Başkanı John F. KENNEDY, 1963

 

 

Dünyayı hayran bırakan bu Türk, Türklerin göğsünü Türk olduklarından, tarihlerinden ve dillerinden dolayı bir kez daha kabartmıştır ve Türkiye'nin geleceği için, geçmiş yüzyılların toplayabildiğinden daha çok bir erk toplamıştır. Mustafa Kemal, başarılarının çoğunu tükenmek bilmeyen sabrı sayesinde elde etmiştir.

ABD Elçisi General C.H. SHERRILL

 

 

Asker - devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biriydi. Kendisi, Türkiye'nin en ileri memleketler arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Gene O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını oluşturan, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir. Ben Atatürk'ün sadık arkadaşlarından biri olmakla büyük övünç duyuyorum.

ABD Uzak Doğu Kuvvetleri Başkomutanı General Douglas MacArthur, 1963

 

 

İnsanı teslim alıcı gözlerinde fevkalade bir önderlik gücü var. Kalın kaşları sakin durmaz. Yüksek, entellektüel zirveler kalkar ve şaşılacak derecede geniş alnında derin çizgiler oyacak biçimde çatılır. Derisi açık renklidir, güneşten yanmıştır. Esmer değildir. Saçı sarımtrak kahverengidir. Ağzının temiz kesilmiş çizgileri ve çenesi kararlarının kesinliğini gösterir. Tetiktir, hazırcevaptır, dikkati çekecek derecede zekidir.

Amerikalı Kadın Gazeteci Glayds BAKER

 

 

O; şahsi kazanç ve söhret peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek nesiller için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.

Walter L. WRİGHT Jr

 

 

Atatürk'ün, birçok insanın başarmaya güç yetiremedikleri, işleri başarmada gösterdiği azim ve cesarete ve ortaya koyduğu esere bütün Amerika hayrandır.

Amerika Basını

 

 

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.

Chicago Tribune Gazetesi

 

 

Büyük düşüncelerin adamı; bir devlet mimarıydı.

Neue Freie Presse, Viyana

 

 

Atatürk öyle bir insandır ki hayalci değildir. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez.

Heykelci KRIPPEL
 

 

Reformcu ihtirasını ulusal toprağa hasretmiş lider.

Belçika Ulusal Meclisi Başkanı Camille HUYSMANS

 

 

Atatürk, yiğitlik ve yeteneğin en büyük simgesiydi. O, yirminci yüzyılın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.

Nasyonal Tidende, Kopenhag

 

 

Mustafa Kemal yeni Türkiye'nin yüreğidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir ulus yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.

Yazar Ma Shao-Cheng

 

 

Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı.

Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958

 

 

Atatürk, kişilik ve yeteneğin ulu bir simgesiydi. O, yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı. Gerçekten meydana getirmiş olduğu eser, yarı Doğulu olan ve Halifenin kişiliğiyle dini tek güç olarak tanıyan bir ulusu çağdaş, laik ve ulusal bir devlet durumuna getirmesidir. Gerçekte, Doğunun ruhuna kök salmış simgelerin atılmasını yeni bir yaşam için kökten bir değişmeyi ifade ediyordu. Atatürk'ün dış politikası, tarihte bir örnek olarak kalacaktır. Dostça anlaşmalarla dış borçlar sorununu düzeltmiş, Boğazları yine sağlamlaştırmış, kan dökmeden Hatay sorununu çözmüştür. Birçok reform arasında işçiye yeni bir yaşam standardı sağlamış olan Atatürk, arkasında manevi ve maddi olarak kendi izi üzerinde yürüyebilecek erkte donatılmış bir Türkiye bırakmıştır.

National Tidence Gazetesi

 

 

Türkiye'nin önderi Atatürk, bütün devletlerin hiç beklemedikleri bir şeyi gerçekleştirmiş ve hasta adam diye anılan Türkiye'den güçlü bir ülke yaratmıştır."

Social Demokraten Gazetesi

 

 

Çağımızda; uzak görüşlü, cesur, siyasi, sosyal ve ekonomik reformlarla Türkiye'yi bugünkü modern cumhuriyet durumuna getiren Kemal Atatürk'tür. Aynı zamanda bugün Türkiye'nin Avrupa Ortak Pazarına girebilecek güce erişmesini sağlayan modern ekonominin temelini hazırlayan da yine O'dur.

Hollanda Dışişleri Bakanı Joseph LUNS, 1963

 

 

Atatürk'süz Türkiye, büyük bir devlet olamazdı.

Finlandiya Basını

 

 

Karşımdaki bu büyük adamda, bulguladığım (keşfettiğim) bu büyük bilinmeyende beceri ile kişilik o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir kuşku aranamazdı.

Yazar Claude FARRER

 

Kemal Atatürk, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Biz o zamanlar kendi bağımsızlık hareketimizle uğraşıyorduk. Ben ve arkadaşlarım tutuklanmıştık. Kemal Paşa'nın Türkiye'yi yabancı egemenlik ve etkinliğinden kurtarmak için giriştiği çaba ve mücadeleyi hapishanede izliyorduk. Büyük zaferin haberini hapishanede duyduğumuz zaman nasıl sevinip bunu nasıl kutladığımızı unutamam. Sonraları onun inkılâplarını okuduk. O zaman bizlerin bu inkılâpların bir tekini bile değerlendirmesi olanaksızdı. Kemal Paşa'nın giriştiği bu çabayı takdirle karşıladım. O'nun dinamikliği, yılmak ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. Çok istememe karşın onu ziyaret etme fırsatını bulamadım. Bunun için çok üzgünüm. O, Doğu'da çağdaş çağın yapıcılarından biridir. O'nun en büyük hayranları arasında bulunmayı sürdürüyorum.

Hindistan Başbakanı Pandit NEHRU

 

 

Kemal Atatürk veya bizim O'nu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiye'yi modernleştirme yolunda, Atatürk'ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O'nun dinamizmi, yılmaz ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. O, Doğuda modern çağın yapıcılarından biridir. O'nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum.
Hindistan Başbakanı Cavaharlal NEHRU, 1963

 

 

Öbür önderlerin tersine Kemal Atatürk siyasal ve toplumsal görüşlerini Türklere ya da kendisiyle ilişkiye geçenlere zorlamadı. En büyük isteği, reform taslaklarını halkıyla tartışmaktı. Çünkü inandırarak reforma inanıyordu ve Türkleri görüşlerinin sağlıklı olduğuna inandırmaya çalıştı. Kemal Atatürk, övünmeyi ve tehdidi sevmiyordu.

Palestine Post

 

 

Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu'nu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir.

İngiltere Başbakanı Winston CHURCHİLL, 1938

 

 

Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.

İngiliz Generali Sir Charles Townshend, 1922
 

 

Atatürk, tarih boyunca gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biridir. Hiçbir zaman yaşadığı zamanın üzerinde durmamış, ileriyi görerek ona göre iş yapmıştır. Atatürk'ü Mussolini ve Hitler gibi yöneticilerden ayıran nokta işte bu niteliktir. Onlar her yaptıklarında kendilerini düşünerek hareket ediyorlardı. Atatürk, kendisinden ötesini, 20 - 30 yıl ilerisini görerek hareket ederdi.

İngiliz Devlet Adamı Lord Kinross, 1960

 

 

Öyle bir an düşünün ki, Batı dünyamızda rönesans, reform, XII. yüzyıl sonunda bilimsel kültürel ihtilali, Fransız ihtilali ve endüstriyel ihtilallerin hepsi bir insan hayatının içine yığılmış olsun ve bunlar kanunla zorunlu kılınsın.

İşte Atatürk, 1920-1930 arasında, bu kadar kısa bir süre içinde ve hiçbir ülkede uygulanamamış en ihtilalci bir programı gerçekleştirdi.

İngiliz Tarihçi Prof. Arnold J. TOYNBEE, 1963

 

 

(1922'de Türk ordularının zaferi sonucu Anadolu'daki umunçları (emelleri) gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve yergileri şöyle yanıtlamıştır):

Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhi çağımızda Türk ulusuna nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi. Mustafa Kemal’e yenildik.

(İngiltere Başbakanı bu konuşmasından sonra istifa etmiştir.)

İngiltere Başbakanı Lloyd GEORGE, 1922

 

 

Çanakkale savaş alanındaki durumu bütün gerçekleriyle belirtmeyi gerekli görüyorum. Biz şimdi, kahramanca çarpışan ve çok ustalıkla, cesurca yönetilen gerçek Türk ordusunun karşısında bulunuyoruz.

General HAMİLTON

 

 

Atatürk'ün ölümüne bugün yaşamın artık anıdan başka bir şey olmadığı bir alemde büyük bir devlet adamı, büyük bir asker, büyük derecede onurlu bir kişilik olarak ağlanmaktadır. İngiltere önce, cesur ve soylu bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.

Sundey Times Gazetesi, Londra

 

 

Çağımızda hiçbir ad "Atatürk" adı kadar büyük saygı uyandırmamıştır. Atatürk yalnız Türkiye'nin bütün yaşamını değiştiren bir dâhi değil uluslar arası ilişkilerde yalnızca ve yalnızca iyilik yapan bir adamdır.

Observer Gazetesi

 

 

Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdaki yapıcı devlet adamlarından birini yitirdi.
Spectator Gazetesi

 

 

Atatürkçü Türkiye, bir ulusun sağlam bir ekonomik siyaset güderek devletler arasında yakışır olduğu onurlu yeri nasıl kazanabileceğini bütün cihana göstermiştir.

The Financial Times Gazetesi

 

 

Acımasız bir güce ve ateşli bir hırsa, az rastlanır bir enerji ve gözü pek bir aydın köktencilik ekledi; tarihsel gelenekler ya da dinsel duygusallıklarla hiç etkilenmedi. Ancak bunları sürekli siyasal bir olgunlukla dengeledi.

The Times Gazetesi

 

 

1. Dünya Savaşı’nda, Gelibolu yarımadasındaki kahramanlık destanı olan mücadelede ve Kurtuluş Savaşı'ndaki davada yüksek dehâsı Atatürk’e tam ve parlak zaferler kazandırmıştır. Yüksek ruhu ve sabırlılığı sayesinde herhangi bir komutanın, sinirini kıracak zorlukları ve talihsizlikleri sarsılmaksızın atlatmıştır.

The Times Gazetesi

 

 

Cumhuriyet Türkiyesi’nin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, öbür önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri kişiliğinde toplamış bulunuyor: Alçak gönüllülük, yeterlik ve başarı…

The Truth Dergisi

 

 

Cumhuriyet Türkiye' sinin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, diğer önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri
kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve
başarı.
The Truth Dergisi

 

 

Çağın en centilmen, sözüne en inanılır, dostluğuna en güvenilir, devlet adamı Atatürk'tür. Ağırbaşlılık ve saygınlığın sözden ibaret kaldığı bu çağda Atatürk, bu değerlerin canlı simgesiydi. Bu çağın devlet yöneticileri Atatürk’ün niteliklerinin birazına bile sahip olsalardı dünya böyle iki düşman kümeye ayrılmazdı.

İngiliz Basını

 

 

Yüksek tirajlı bir İngiliz güncesi (gazetesi), Atatürk'ün çağımızın ve tarihin en büyük adamı olduğunu ve hiçbir büyükle karşılaştırılamayacak değerde bulunduğunu yazıyor. Gazete, Atatürk'ten söz ederken, O’nun büyüklüğünü anlatabilmek için, her dönemin ünlü adamlarından birkaçını söz konusu ederek, Büyük Atatürk'ün hiçbir ünlüyle ölçü kabul etmez bir inkılâpçı, büyük komutan, dönemin en büyük devlet adamı olduğunu yazmaktadır. Ulu önderin büyük başarılarından söz eden bu gazete, O’nun düzeyine çıkabilmek için, O’nun izlediği yoldan başka bir de Atatürk gibi, olağanüstü bir zekâ, şimşek gibi kararlar verebilecek bir insan olunması gerektiğini belirtiyor ve “Atatürk'ün büyük değerlerini gösteren hiçbir büyük adamı tarih henüz kaydetmemiştir.” diyor.

İngiliz Basını

 

 

Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılapçı olmuştur.
İsrail Başkanı  Ben GURİON, 1963

 

 

O, benzeri olmayan bir devlet adamıydı. Diktatörlerin katlanamadığı özgürce bir düzenle demokrasilerin başaramadığı ve başaramayacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar çağlarına kendi adlarını vermişlerdir. Yani, o kadar seyrek yetişirler.

Word Price Gazetesi

 

 

O genç ve dahi Türk Şefi'nin o sırada Çanakkale’de bulunması, müttefikler bakımından talihin en acı darbelerinden biridir.

Yazar Alan MOOREHEAD

 

 

Atatürk bir çocuk bırakmadı ancak, kendisine sürekli “Sen babamsın, yaşamımın nedenisin, velinimetimsin, senin adın gönüllerimizde daima sevgi ve kutsallıkla yaşayacaktır.” diyecek bir büyük ulus bırakmıştır.

Elalem Elarabi Gazetesi, Irak

 

 

Atatürk gibi insanlar bir kuşak için doğmadıkları gibi belli bir çağ için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca, ulusların tarihinde hüküm sürecek insanlardır.

Tahran Gazetesi

 

 

Büyük Türk yurtseveri sonsuzluğa göçtü ancak, eseri canlılığını saklıyor. Görkemli yurdu güçlülüğe götüren yolda her gün bir basamak çıkıyor. Kemal Atatürk'ün Ankara'daki anıtı, Türk halkı için sürekli bir birlik ve inkılâp simgesidir.

Arriba Gazetesi

 

 

Atatürk, askeri dâhilik, devlet adamı dâhiliği ve filozof dâhiliğini kendi varlığında toplamıştır.

İspanya Gazetesi

 

 

Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.

National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938

 

 

Dünya, hiçbir zaman, Türkiye'nin batı uygarlık anlayışı içinde yeniden kurulması gibi, heyecanlı bir olaya tanık olmamıştır.

Social Demokraten Gazetesi

 

 

Sultanları kovan, düşman ordularını darmadağın eden, Çanakkale kahramanı, Sakarya'nın yaratıcısı Mustafa Kemal öldü. Türkiye'yi yoktan var eden, onu en güçlü devletler düzeyine çıkartan, yurdu kölelikten özgürlüğe, horlanmaktan onura götüren Atatürk öldü. Zalimliğin en büyük düşmanı, sonsuz Atatürkçülük yönetim biçiminin yaratıcısı öldü. Adı anılınca önünde her kahredici başın eğildiği Gazi öldü. Yüreklerimiz bu büyük acı karşısında titriyor.

Ebabil Gazetesi

 

 

Sözcüğün tam anlamıyla bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında ülkesine yepyeni bir sınır çizmiş, onu yaşatmak için gereken kaynakları bulmuş, savunma için ordu kurup silahlandırmış, ulusuna da ayrıca bir dille imcelik (alfabe) sağlamıştır. Bütün bunları 1923'ten 1938'e dek, son derece başarıyla yapmıştır. Ülkesi yabancı ihtiraslarına karşı sağlamlaştırmıştır. O yabancılar ki savaştan galip çıkmışlar ve her istediklerini yaptırabilecek bir güce sahip bulunmuşlardır. İşte Boğaziçi kıyılarında bir saray odasında gözlerini yaşama sonsuza dek kapayan bu kılavuz, tarihin her dönemi için insanlığın bir mucizesidir.

Loryan Gazetesi

 

 

Batıda devrim ve inkılâpların yavaş yavaş elde ettiklerini, Atatürk'ün ülkesi birdenbire kazandı ve Türk yaşamında o kadar derin izler bıraktı ki Batıdakilerde bu ancak yüz yılda erişilebilecek bir başarıydı.

Profesör Dr. Fekete LAJOS

 

 

Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramaya çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin çevresinde toplanıp çalışırlarsa bütün Türk ulusu bu gün büyük dâhi Mustafa Kemal çevresinde toplanmıştır.

Profesör M.Zajti FRANES

 

 

Çağdaş devlet adamları arasında, yeni Türkiye'nin önderi yüksek bir yer tutmaktadır. Görevi Türk tarihinde en nazik olanlardan biriydi. Bunu şaşkınlık verici bir biçimde başardı. Bu şaşkınlık verici başarı, mücadelelerle çelikleşmiş olan kişilik ve sarsılmaz iradesi sayesinde gerçekleşmiştir. Ölümü, Türkiye'nin sarsılması demek olmayacak. Çünkü bütün genç kuşak, önderince çizilen yolu inanç ve şevkle izlemektedir.

Ujmagyar Gazetesi

 

 

Türkiye'yi kulluktan kurtaran, istilacılara karşı saldırma ateşi yakan, savaş alanlarında ona başbuğluk edip kurtuluş kıyısına çıkaran adam öldü (...) Tutsaklık antlaşmalarını yırtan, devletlerin kararlaştırdıklarını tanımayan, ulusları saygı göstermeye zorlayan, ulusunu da o saygınlık konumuna çıkartan, öbür uluslara saydırtan adam öldü.

Egyptian Gazetesi

 

 

Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcımken O'nun bakışıyla dünyayı kaplayan ve aydınlatan bir güneş durumuna geldik.

Şair İkbal

 

 

Atatürk tarihte, örgütçü bir dâhi, bir ulusun harikalar yaratan yöneticisi ve ülkesinin kurtarıcısı olarak kalacaktır.

Independance Romaine Gazetesi

 

 

Önder ve kılavuzlarının ölümü dolayısıyla Türk ulusunun duyduğu acıya bütün yüreğimizle katılırız. Bir ulusu, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, güçlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir. Ulusumuz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygıyla eğilmektedir.

Timpul Gazetesi

 

 

Eseriyle insanlığın üstüne çıkan bu inkılâpçı kişiliği ve yaşayışı bakımından da insanlara en yakın olanlardan biriydi. Esasen kişiliğinin çekiciliği ve yaşamının sonuna dek koruduğu yetkesinin gizi buradadır.

Vittorul Gazetesi

 

 

Atatürk, dünya üzerinde yeni bir çağ açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum.

Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi Prenses Aleksandrina

 

 

Yurdunu kaçınılmaz görünen bir parçalanmadan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra ulusundan bir taht istemedi. O, sözcüğün tam anlamıyla bir adam, eşsiz bir dâhi, kahraman bir süer (asker) ve siyaset adamıydı. Yaşamını ulusunun mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşta yaşama gözlerini kapadı.

Elifba Gazetesi

 

 

Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet
gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden
bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan,
eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi...

Elifba Gazetesi

 

 

Tarih, silinmez imcelerle (harflerle) bu devlet adamın adını kazıyacaktır. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve erki kendisini, yendiği yazgısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.

Politika Gazetesi

 

 

Kılıcının parlaklığı, Atatürk'ün tek erdemi, tek şan ve onuru değildir. O'nun barış zamanında yaptığı, iradesinin gücünü ve düşüncelerinin parlaklığını daha çok belirtmiştir. Büyük Pier döneminden beri böyle bir deneme yapılmamıştır. Atatürk on altı yılda, gençlik ve güçle dolu erkli, istediğini ve nereye gittiğini bilen yeni Türkiye'yi yaratmayı başarmıştır.

Akropolis Gazetesi

 

 

Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir yerde, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Esinlediği kimselere ve kendi ilkelerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserini sürdürecektir.

Tipos Gazetesi

 

 

KAYNAKÇA

 

1. Sirmen, Ali, “Atatürk ve Yaratıcılık”, Human Resources Dergisi, sayı:1, İstanbul, Kasım 2004, ss.10-11
 

2. Özel, Mehmet, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu ve İlk Cumhurbaşkanı Atatürk, Atatürk, Milliyet Gazetecilik A.Ş, Haziran 1996
 

3. Volkan, Vamık D., Itzkowıtz, Norman, “Atatürk ve Görkemli Kişilik Yapısı”, Ölümsüz Atatürk, Bağlam Yayınları, 1998, ss.457-463
 

4. Topuz, Hıfzı, Devrim Yılları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004
 

5. İlhan, Atilla, Hangi Laiklik, Bilgi Yayınevi, Ankara 1998
 

6. Yaşa, Dursun, Atatürkçülüğün Esasları, Aydoğdu Ofset, Ankara 2001
 

7. Prof. Dr. Aşkun, Filozof-Önder Atatürk, Yeni İş Dünyası Dergisi, 1982 Özel Sayısı
 

8. Atatürk, Mustafa Kemal, “Söylev-1”, TDK Yayınları 1963
 

9. Atatürk, Mustafa Kemal, “Söylev-2”, MEB Basımevi, İstanbul 1975
 

10.      Mumcu, Uğur, “Uyan Gazi Kemal”, Umag Vakfı Yayınları,Ankara 2002

 

11.      “Atatürk ve Kitap”, Türkiye Kitap Dergisi, sayı:11, İstanbul

  Kasım 2004, ss. 30-33

 

12.      Tek Adam Devrimi, Atatürk’ün Hayatı, Atatürk,

 

http://tadevrimi.sitemynet.com/ata_hayati.html, (18.03.2005)

        

13.      Tek Adam Devrimi, Atatürk’ün Aldığı Nişan ve Madalyalar, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Web Sitesi,http://tadevrimi.sitemynet.com/ata_madalyalar, (18.03.2005)

 

14.      Prof.Dr. Soysal, Özer, Mustafa Kemal’in Çocukluğu ve Eğitimi, Milli Kütüphane, www.mkutup.gov.tr/ata_tur.html, (01.04.2005)

 

15.      Atatürk, T.C. Kurucusu ve İlk Cumhurbaşkanı Atatürk, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı,

www.kulturturizm.gov.tr/portal/ataturk_tr.asp (02.04.2005)

 

16.      Atatürk özel, Devlet Adamı Olarak Atatürk, T.C. Başbakanlık,

www.basbakanlik.gov.tr/sourcedesign/TURK.asp (02.04.2005)

 

17.      Atatürk Araştırma Merkezi, Resimlerle Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, www.atam.gov.tr, (02.04.2005)

 

18.      Atatürk, Cumhuriyet yılları, www.ataturk.net (19.03.2005)

 

19.      Tek Adam Devrimi, Atatürk’ün İlkeleri, Atatürk, www.tekadam.8k.com (19.03.2005)

 

20.      Tek Adam Devrimi, Anılar, Atatürk http://tadevrimi.sitemynet.com/ata_anilar (31.03.2005)

 

21.      Atatürk, Kişisel Eserleri, Atatürkçü Düşünce Derneği,

www.add.org.tr/textsayfalar/anasayftext.ht (31.03.2005)

 

22.      Atatürk, Anılar, Hacettepe Üniversitesi

http://ogrenci.hacettepe.edu.tr/baglantilar/ataurk_anilar2.html (31.03.2005)

 

23.      Yakınları, Atatürk http://www.ataturk.net/bizimle/yakinlari (31.03.2005)

 

24.      Prof.Dr. İnan, Afet, “Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün El Yazıları”,

http://www.merih.net/ata/0mbgiris.htm, (30.03.2005)

 

25.      Mustafa Kemal ATATÜRK, “Türk Milletinin Mütaleası”,

         http://www.merih.net/ata/mkamil.htm (01.04.2005)

 

26.      Tek Adam Devrimi, Dünya Gözünde Atatürk, Atatürk,

http://tadevrimi.sitemynet.com/ata_dunyagozunde.htm, (02.04.2005)

 

27.      Atatürk, Yabancılar, Türk Bilim, http://turkbilim24.sitemynet.com/yabancilar2.htm, (02.04.2005)

 

28.      Atatürk, Yabancıların Gözüyle Atatürk’ün Üstün Kişiliği, Atam İzindeyiz,

www.atamizindeyiz.com/01/ata19.htm-21k , (29.03.2005)

 

29.      Atatürk, Yabancıların Gözünde Atatürk, Tripod,

http://uluonderataturk.tripod.com/dunyagozuyleataturk.htm (31.03.2005)

 

30.      Atatürk Köşesi, Dünya Gözüyle Atatürk, Develi İlçe Emniyet Müdürlüğü,

http://www.develi.pol.tr/ataturkd.htm#top, (29.03.2005)

 

Hazırlayanlar:  Ar-Ge Takımı Üyeleri Berke ATABEY, Saadet ERDOĞAN, Ahmet BATAT, Pınar DEMİREL, Ferhan ALTINOYMAK.

 
< Önceki   Sonraki >
© 2008 Kariyer ve Yönetim Kulübü
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.